EskişehirTam yazı dizisi kıvamında oldu blogum, hikayenin başını merak edenler bir önceki “Ankara’dan kısa kısa” yazımı okuyabilirler. Yok biz Eskişehir görüşlerini merak ediyoruz derseniz buyrun devam edelim buradan: AŞTİ’ye gidince otobüs firmalarının gişesine yöneldim, dedim Eskişehir’e kesin bilet vardır, cuma akşamı kim gider ki. Aksine herkesin gideceği tutmuş, otobüslerde yer yok. Ucuz bilet diye etrafta gezinen adamlardan biri kalkacak otobüs var, ona yetiş sen dedi. Sırtımda 9.3 kiloluk çanta ile (hava alanında uçağa binmeden önce tarttırmıştım), üzerimde gömlek, kumaş pantalon ve ayakkabı AŞTİ’ de koşturan bir manyak gördüyseniz, işte o bendim. Koşturarak otobüse yetiştim, tek kişilik yer kalmış, hemen geçtim oturdum. 3 saatlik bitmeyen yolculuğun ardından Eskişehir’e vardım. Bu arada otobüsler artık iyice modern olmuş, en dandik otobüste bile koltuğun arkasında ufak televizyon var, istediğin şeyi izleyebiliyorsun, ben 2 tane film izledim giderken.

Eskişehir’de indim, terminalden çıktım, taksi durağını buldum. Söylemeyi unuttum, Eskişehir’e ilk gelişim bu. Taksiye bindim, gece taksiye binerseniz pazarlık yapın diyorlar, aynı İstanbul mantığı, kaldığım otele doğru yola çıktım. Otele geldim, Sercan’la görüştüm, oda sorununu güç bela çözdük sonra da hadi bi etrafa bakalım dedik ve dışarı çıktık.

Saat 3 ‘de Eskişehir ölü bir şehir haline geliyor, etrafta çok az insan var. Dedik barlar caddesinde aksiyon vardır, ama cadde kapanmış, zifiri karanlık. Bu arada Eskişehir’de bol bol kaybolduk. Sercan ve bende de Google Maps kullandığımız Gps destekli telefon var fakat ikimiz de harita okumayı beceremediğimiz için adresi başkalarına sorduk. Gece 3′de ellerindeki telefona yakın çekim yapıp küfreden birini gördüyseniz işte ben ve Sercan’dık o kişiler. Eskişehir halkı çok nazik, insanlar güler yüzlü, adres sorduğumuz zaman herkes yolunu değiştirip gideceğimiz yere kadar bize eşlik etti. Eskişehir ucuz aynı zamanda, gece hayatı pahalı o ayrı. Sabah kalkıp kahvaltı için Acıktım’a gittik, normalde mekan adı vermem ama beğendiğim yerler olunca işler değişir. Acıktım’da kahvaltı ettikten sonra, ki fiyatlar çok makuldu, Cafe del Mundo’da bira ve laptop keyfi yaptık. Zaten garsonlar bile öğrenci, güler yüzlü, muhabbet düşkünü insanlar. 5 6 saat bira içip laptop keyfi yaptıktan sonra, otele geri dönüp gece hayatı için cici bicilerimizi giydik ve dışarı çıktık.

Eskişehir kadın nüfusu bakımından baya yoğun bir şehir, yani sokakta erkekten çok kadın görmeniz gayet normal. Zaten şehrin büyük bir kısmı öğrenciden oluşuyor. Ama buna rağmen, mekanlarda damsız girilmez denen saçma kuraldan var. İstanbul’u aratmıyor yani. 2 3 yeri denedikten sonra sonunda bir mekana girebildik, giriş 15 lira öğrenci, 25 lira tam, bira 10 lira, tekila shot 8 lira, tam İstanbul ayarında yani. Girdiğimiz yeri pek beğenmedik, etraftaki erkeklerin %99 unun kurtlar vadisinden fırlama tipler olması belki de bunda baskın etkendi. Şıkıdım kızların yanında polat alemdar tipleri görmek üzücü tabi, hatta Skoda’nız varsa kralsınız Eskişehir’de o derece. Neyse, uzun lafın kısası, mekan sarmadı, atlayıp taksiye otele geri döndük. Yolda şikayetimi dile getirdiğim taksi şöförü, abi onlar öğrencilerdir, Eskişehir’in kızları akıllıdır, öyle tiplerle takılmaz dedi ama doğruluk payını bilemeyecem.

Ertesi gün Eskişehir’deki ikinci ve son günümdü, Sercan’ın 7. günü filandı galiba, onun hikayesi ayrı. Otelden ayrıldık, otobüs garına gittik, içinde bitirme projemin olduğu USB belleği otelde unutunca otele geri dönüp onu almak zorunda kaldım. Yine bir son dakika otobüsüyle İstanbul’a doğru yola çıktık.

Kıssadan hisse, Eskişehir, gidip görülebilecek hoş, güzel, gayet modern bir şehir. Arada ufak kaçamaklar yapıp İstanbul’dan uzaklaşmak iyi oluyor. Ama maalesef gece hayatı konusunda aynı şeyi söyleyemem. Bir terslik olmazsa uzunca bir süre Eskişehir’e gitmeyi düşünmüyorum. Bakalım sırada hangi şehri ziyaret edecem…